Her şey bilimsel olarak tanımlanabilirdi ama bu anlamsız olurdu; sanki Beethoven senfonisini dalga basıncının bir değişimi olarak tanımlamak gibi, manasız olurdu.
Bir müziği anlamak için onu hava titreşimlerine indirgemek mümkündür; hesap doğru çıkar ama dinlerken yaşadığımız şey elimizden kayıp gider. Sözün söylediği şey bu: bilimsel betimleme eksiksiz olabilir, yine de anlamı yakalamayabilir. Einstein bilimin gücüne derinden inanan biriydi, ama aynı zamanda evrenin gizemi karşısında duyulan hayranlığı insanın en güzel deneyimlerinden sayardı ve müziği hayatının önemli bir parçası yapmıştı. Bilim "nasıl işliyor?" sorusuna cevap verir; "bu bana ne ifade ediyor?" sorusu ise başka bir yerde yanıt arar. Sözün Einstein'a aidiyeti ise kesin biçimde belgelenmiş değil; çoğu zaman onun adıyla dolaşıma giriyor.
Bugün bu fikri kendi hayatımızda kolayca sınayabiliriz. Diyelim ki adım sayınızı, uyku sürenizi, harcamalarınızı düzenli olarak izliyorsunuz. Rakamlar işe yarar, ama akşam yürüyüşünüzü yalnızca "8.000 adım" diye özetlediğinizde o yürüyüşün size verdiği sakinlik ortadan kaybolur. Verilere bakmaya devam edebilirsiniz; yalnızca ölçülemeyen kısmın da gerçek olduğunu hatırlamak yeter.